Türk Dili ve Edebiyatı 9
Ayarlar yalnızca bu cihazda saklanır. Hedef dakika değil soru sayısıdır: kitap açık kalan süreyi değil, çözdüğün soruyu sayar.
KOLAY HOCA
Kolay Hoca, zor dersleri çizgi roman gibi anlatır. Bu kitapta 9. sınıf Türk dili ve edebiyatının dört temasını Ece ile robot arkadaşı Volt anlatıyor: kısa sahneler, metni işaretleyip karşılaştırabileceğin küçük düzenekler ve yazma atölyeleri. Bir metni nasıl okuyacağını öğrenince hemen soruya geçiyorsun.
Kolay Hoca 9. sınıf dizisi.
Lise öğrencisi. Soru sormayı sever, ezberden nefret eder. Senin yerine "bu ne demek şimdi?" diye soran o.
Kolay Hoca'nın laboratuvar robotu. Bu sefer edebiyat atölyesinde: kitaplık, işaretleme kalemleri, hece sayacı ve ses masasıyla, bir dizeden bütün bir romana kadar metni parçalarına ayırarak anlatır.
Nasıl çalışılır? (3 dakika, bir kez oku)
- Telefonu başka odaya koy ya da kitabı telefondan okuyorsan "Rahatsız Etme"yi aç. Telefon masada dururken, kapalı bile olsa, çalışma belleği düşüyor; bu ölçülmüş bir şey, laf değil.
- Her bölümde önce tahmin et. Tahminin tutmazsa üzülme: en çok, tutmayan tahminden sonra okunan açıklama akılda kalıyor.
- Okumak öğrenmek değildir. "Kendine sor" kutularının cevabını açmadan önce kendin söyle. Testte boş bırakmak serbest; kopya çekmek değil.
- Testin ilk 8 sorusu sırayla, kalanı karışık. Sınav da karışık sorar; karışık çözen öğrenci bir ay sonra çok daha fazla hatırlıyor. Testi iki türlü çözebilirsin: Sınav modu (hepsini çöz, sonunda puanını gör) ya da Alıştırma modu (her soruda hemen geri bildirim; yanlış yaparsan ipucu kendiliğinden açılır).
- Metni işaretleyerek oku. Ekranda göz gezdirmek yetmez; ana düşünceyi, dönüm noktasını ve seni şaşırtan kelimeyi işaretleyip kenarına bir cümle yazdığında akılda kalır. Yazma görevlerini deftere ya da kitabın yazı alanına yaz. Her ünitenin "Yazdırılabilir özet" sayfasını çıktı alıp yanında tutabilirsin.
- Yanlışların bir deftere düşer. 3 gün sonra kitap sana hatırlatır; o gün yanlışlarına dönüp testi bir daha çözersen konu kalıcı olur. Gece 23'ten sonra yeni konu açma; uykusuz beyin gündüz öğrendiğini kaydedemez.
- 25 dakika çalış, 5 dakika ara. Bir oturumda bir bölüm yeter. Her gün az, her gün.
Her ünitede 5 adım var, sırayla git
- 1 · ÇİZGİ ROMANSahneleri oku, çizimler hareket ederken izle. "Kafaya yaz" kutusu o sahnenin tek cümlelik özeti.
- 2 · 8 SORUHangi okuma yolu hangi soruda işe yarar, önce onu gör. Sonra 8 soruyu adım adım çözülmüş olarak incele.
- 3 · TEST30 soru. Cevapla, en altta "Testi bitir"e bas, puanını gör.
- 4 · ÇÖZÜMLER30 sorunun hepsi ayrı sayfada, anlatımıyla. Yanlış yaptıklarına mutlaka bak.
- 5 · KARIŞIK TEKRARÜnite başında çözdüğün 5 soruluk ön testin yeni hâli ve önceki ünitelerle karışık alıştırma. Ne kadar ilerlediğini burada görürsün.
Veli için bir sayfa · çocuğunuza nasıl destek olursunuz (2 dakika)
Bu kitap çocuğunuzun kendi başına çalışabilmesi için yazıldı. Araştırmalar, ailenin ilgisinin başarıyı artırdığını, baskısının ise azalttığını tutarlı biçimde gösteriyor. Yapabileceğiniz en etkili şeyler çoğunlukla küçük şeyler.
Ne yapmayın
- Puanı sormayın, kıyaslamayın. "Kaç yaptın?", "Kuzenin kaç yapmış?" soruları kaygıyı artırır; kaygılı öğrenci daha az çalışır.
- Yanlışı ayıplamayın. Bu kitapta yanlış bir veri; hangi adımda ayrıldığını gösterir. "Bunu nasıl bilmezsin" cümlesi öğrenmeyi keser.
- Süre saymayın. "Üç saat çalıştın mı?" yerine ne çözdüğü önemli. Kitap da dakika değil soru sayar.
Ne yapın
- Sessiz bir saat ayarlayın. Telefonun çalışılan odada olmaması, açık olmasa bile, dikkati ölçülebilir biçimde artırır.
- Uykuyu koruyun. Gece 23'ten sonra yeni konu verimsizdir; uyku, gündüz öğrenileni kalıcı yapan süreçtir.
- Haftada bir 10 dakika "süreç" sohbeti. "Bu hafta neyi anladın, nerede takıldın?" diye sorun ve dinleyin. Çözüm önermek zorunda değilsiniz.
- Takıldığı konuyu öğretmenine sordurun. "Öğretmenden yardım alabiliyorum" diyen öğrenciler uluslararası ölçmelerde belirgin biçimde daha başarılı.
Kitaptaki edebî metinler iki kaynaktan gelir: yazarı 1955 ve öncesinde ölmüş, kamu malı olmuş eserler (künyesiyle ve baskısıyla) ya da Kolay Hoca'nın bu kitap için yazdığı özgün metinler ("Kolay Hoca metni" etiketiyle). Eski metinlerin günümüz Türkçesiyle aktarımları Kolay Hoca'nındır ve öyle etiketlenir. Yaşayan ya da 1956 ve sonrasında ölmüş yazarların eserlerinden alıntı yapılmaz; bu eserler yalnızca adıyla ve kendi cümlelerimizle yazılmış kısa tanıtımıyla anılır. Ece ve Volt kurgusal karakterlerdir; gerçek kişilere söz yazılmaz. Yazım ve noktalama Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzu'na göredir. Konular MEB'in 2026 Ortaöğretim Türk Dili ve Edebiyatı Dersi Öğretim Programı'nın 9. sınıf temalarına göre sıralandı; programın dört teması bu kitapta dört üniteye karşılık gelir. Okulda okuduğun metin farklıysa her ünitedeki "Kendi metnine uygula" kartıyla aynı okuma yolunu o metne uygulayabilirsin.
Sözün İnceliği
Edebî dilde her kelime seçilmiştir: aynı şeyi anlatan iki cümleden biri yalnız bilgi verir, öteki okurda bir resim ve duygu bırakır.
Aynı akşamı anlatan iki cümle neden birbirinden bu kadar farklı etkiler? Şiirdeki «ben» şairin kendisi mi? Bir deneme ile bilimsel bir yazı arasındaki fark ne? Bu ünitede bir şiir, bir deneme ve kurgusal bir mülakat okuyacak; bir konuşma ve bir betimleme paragrafı hazırlayacaksın. Yol boyunca Türkçenin ses özelliklerini de metinlerin içinde göreceksin.
Günlük dil, edebî dil
Bu bölümde: Bir şiiri okumaya nasıl hazırlanacağını, günlük dil ile edebî dilin farkını ve öznel–nesnel ifadeyi göreceksin.
- edebî dil — duygu ve imge taşıyan seçilmiş dil · bu değildir: eski ve zor kelimelerle süslenmiş dil
- günlük dil — bilgiyi doğrudan aktaran konuşma dili · bu değildir: yanlış ya da değersiz bir dil
- öznel ifade — kişisel yargı taşıyan, kanıtlanamayan söz · bu değildir: yalan ya da hatalı söz
- nesnel ifade — doğruluğu herkesçe kontrol edilebilen söz · bu değildir: her zaman doğru olan söz
Birazdan okuyacağın şiirin başlığı «Anlatamıyorum». Şiir en çok neyi konu alıyor olabilir?
Okuma metni
Önce şiiri sessiz oku, sonra sesli oku. Sesli okurken noktalama işaretleri sana yol gösterir.
1Ağlasam sesimi duyar mısınız, 2Mısralarımda; 3Dokunabilir misiniz, 4Göz yaşlarıma, ellerinizle? 5Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 6Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 7Bu derde düşmeden önce. 8Bir yer var, biliyorum; 9Her şeyi söylemek mümkün; 10Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 11Anlatamıyorum.Orhan Veli Kanık (ö. 1950), «Anlatamıyorum», Garip. Kamu malı eser; metin şairin yazımıyla.
Edebiyatı öteki güzel sanatlardan ayıran malzeme hangisi?
«Şiirde bir soru işareti var.» cümlesi nasıl bir ifadedir?
Bence edebî olması için eski ve zor kelimeler gerekir. Gündelik kelimelerle edebiyat olmaz.
Ama bu yanlış.
edebî dili kelimenin eskiliği değil, seçilişi belirler. «Anlatamıyorum» şiirinin çoğu kelimesi gündeliktir: ağlamak, ses, el, şarkı, yer. Tersine, zor kelimelerle yazılmış bir resmî yazı edebî olmayabilir.
Edebî dil: duygu ve imge taşıyan, özenle seçilmiş dil. Örnek: «Dokunabilir misiniz, / Göz yaşlarıma, ellerinizle?» Bu değildir: eski ve zor kelimelerle süslenmiş dil.
Günlük dil: bilgiyi doğrudan aktaran dil. Örnek: «Akşam yağmur yağdı.» Bu değildir: yanlış ya da değersiz dil; her dilin yeri ayrıdır.
| Ölçüt | Günlük dil | Edebî dil |
|---|---|---|
| Amaç | bilgi vermek | resim ve duygu uyandırmak |
| Kelime | ilk anlamıyla | çağrışımıyla, seçilerek |
| Okurda kalan | bilgi | bilgi + duyu + duygu |
Edebiyatın yeri: edebiyat, malzemesi dil olan güzel sanattır. Resim renkle, müzik sesle, edebiyat sözle yapılır.
Okumayı yönetmek: amacını belirle → başlıktan tahmin et → okuma yolunu seç (sessiz, sonra sesli) → tahminini metinle karşılaştır.
Öznel ifade: kişisel yargı; kanıtlanamaz. Nesnel ifade: herkesçe kontrol edilebilir. Örnek: «Şiir on bir dizedir.» nesnel; «En güzel dize sonuncusu.» öznel.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Çapa: «Akşam yağmur yağdı.» cümlesi bir olay bildirir; okurda belirgin bir duyu canlanmaz. «Akşam yağmur, camları parmak uçlarıyla tıklattı.» cümlesinde iki duyu canlanır: işitme (tıklatma) ve dokunma (parmak uçları).
Varyant 1: yalnızca «tıklattı» yerine «ıslattı» geldi. Canlanan duyu sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 2: yalnızca «parmak uçlarıyla» yerine «soğuk parmak uçlarıyla» geldi. Canlanan duyu sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 3: yalnızca cümlenin sonuna «Sokak lambaları titredi.» eklendi. Canlanan duyu sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Karşı-örnek: Duyu sayısı arttı diye cümle daha edebî olmaz. «Kırmızı, sıcak, gürültülü, kokulu, tatlı bir yağmur yağdı.» beş duyuya dokunur ama kelimeler seçilmemiş, yığılmıştır; okurda tek bir resim oluşmaz.
Önce tahmin: dört cümlenin hepsi edebî dile geçince okura verilen bilgi artar mı, aynı mı kalır? Okurda canlanan duyu ve duygu sayısı ne olur? Kendine söyle, sonra dene.
Aynı akşamı anlatan dört cümle var (Kolay Hoca metni). Her düğme bir cümleyi günlük dilden edebî dile, bir daha basınca geri çevirir.
Defterde yap: iki sütunlu bir tablo çiz. Solda günlük cümle, sağda edebî cümle; her satırın yanına canlanan duyuyu yaz.
Günlük dil fotoğraf makinesine benzer: gördüğünü olduğu gibi kaydeder. Edebî dil ressama benzer: gördüğünü seçer, bir yanını büyütür.
Fotoğraf da seçilmiş bir açıdan çekilir; günlük dil de bazen duygu taşır. İki dil arasında kesin bir duvar yok, ağırlık farkı var.
Soru şu: cümle bilgiyi mi taşıyor, yoksa okurda bir resim ve duygu da mı bırakıyor?
Verilen temsil iki cümle: «Akşam yağmur yağdı.» ve «Akşam yağmur, camları parmak uçlarıyla tıklattı.» Ötekini üret: iki cümleyi tabloya dök. Sütunlar: verdiği bilgi, canlanan duyu, bıraktığı duygu.
Cevabı göster
| Cümle | Verdiği bilgi | Canlanan duyu | Bıraktığı duygu |
|---|---|---|---|
| Akşam yağmur yağdı. | yağmur yağdı | yok | yok |
| Akşam yağmur, camları parmak uçlarıyla tıklattı. | yağmur yağdı | işitme, dokunma | biri kapıda bekliyormuş gibi bir tedirginlik ya da merak |
Tablo neyi gösteriyor? «Verdiği bilgi» sütunu iki satırda aynı: yağmur yağdı. Değişen yalnız duyu ve duygu sütunları. Edebî dil bilgiyi değiştirmez, üstüne resim ve duygu ekler.
İki temsilde aynı şeyi gösteren yer: ikinci cümledeki «tıklattı» ↔ tablodaki «işitme»; «parmak uçlarıyla» ↔ «dokunma». Duygu sütunu bir yorumdur; başka bir okur «huzur» da yazabilir, yeter ki kanıtı «tıklattı» kelimesine bağlasın.
Ece, şiir hakkında üç cümlenin öznel mi nesnel mi olduğunu belirliyor: (a) «Şiir on bir dizeden oluşuyor.» (b) «Şiirin en etkileyici dizesi sonuncusu.» (c) «Şiirde bir soru işareti var.» Hangi adımda yanlış yaptı?
- Kural: nesnel ifade herkesçe kontrol edilebilir; öznel ifade kişisel yargı taşır.
- (a) Dizeleri saydım: 4 + 3 + 4 = 11. Herkes sayarak kontrol eder; nesnel.
- (b) Çoğu okur son dizeyi sever; o hâlde bu cümle de nesneldir.
- (c) Soru işaretini saydım: bir tane. Nesnel.
- Sonuç: üç cümle de nesnel.
Kendi metnine uygula · şiir. Okulda okuduğun bir şiir metnini aç. Aynı okuma yolunu o metinde dene; yaptığın maddeyi işaretle. İşaretler yalnızca bu cihazda kalır.
- Okuma amacımı bir cümleyle yazdım.
- Başlıktan ve varsa görselden içerik tahmini yaptım.
- Metni sesli okudum; virgülde kısa, noktada uzun durdum.
- Okuduktan sonra tahminimi metinle karşılaştırdım.
- Metin hakkında bir öznel, bir nesnel cümle yazdım.
Cevap
Şiirde imge, sembol, çağrışım
Bu bölümde: Şiirdeki imgeyi, sembolü ve çağrışımı bulacak; dört söz sanatını tanıyacak ve şiirdeki «ben»in kim olduğunu kanıtla okuyacaksın.
- imge — zihinde canlanan duyusal resim · bu değildir: yalnızca benzetme sanatı
- sembol — başka bir anlamı temsil eden nesne · bu değildir: kelimenin sözlükteki ilk anlamı
- çağrışım — bir kelimenin akla getirdiği şeyler · bu değildir: kelimenin tanımı
- söyleyici — şiirde «ben» diye konuşan ses · bu değildir: her zaman şairin kendisi
«Dokunabilir misiniz, / Göz yaşlarıma, ellerinizle?» dizelerinde okurun zihninde en çok hangi duyu canlanıyor?
Şiiri yeniden oku
1Ağlasam sesimi duyar mısınız, 2Mısralarımda; 3Dokunabilir misiniz, 4Göz yaşlarıma, ellerinizle? 5Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 6Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 7Bu derde düşmeden önce. 8Bir yer var, biliyorum; 9Her şeyi söylemek mümkün; 10Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 11Anlatamıyorum.Orhan Veli Kanık (ö. 1950), «Anlatamıyorum», Garip. Kamu malı eser; metin şairin yazımıyla.
«Bir yer var, biliyorum» dizesindeki «yer» için hangisi daha kanıtlı bir okumadır?
Hangisinde kişileştirme vardır?
Bence şiirdeki «ben» şairin kendisi; şair bunları yaşamış.
Ama bu yanlış.
şiirdeki «ben» söyleyicidir, şairin kurduğu bir sestir. Şair o duyguyu yaşamış da olabilir, hayal etmiş de. Şiir bunu söylemez; bu yüzden «şair ağladı» değil, «söyleyici ağlamaktan söz ediyor» deriz.
Bence şiir kişiye göre değişir; o yüzden hiçbir yorum yanlış olamaz.
Ama bu yanlış.
yorum serbesttir ama kanıt ister. «Şiir bir adres tarifidir» yorumunu hiçbir dize desteklemez. «Şiir anlatamamanın çaresizliğini anlatır» yorumunu son dize destekler. İki yorum aynı değerde değildir.
İmge: zihinde canlanan duyusal resim. Örnek: «Dokunabilir misiniz, / Göz yaşlarıma, ellerinizle?» (dokunma). Bu değildir: yalnızca benzetme; benzetme imge kurmanın yollarından biridir.
Sembol: başka bir anlamı temsil eden kelime ya da nesne. Örnek: «Bir yer var» dizesindeki «yer». Bu değildir: kelimenin sözlükteki ilk anlamı.
Çağrışım: bir kelimenin akla getirdiği başka şeyler. Örnek: «şarkı» müziği, sesi, rahatlığı çağrıştırır. Bu değildir: kelimenin tanımı.
| Söz sanatı | Ne yapar? | Örnek |
|---|---|---|
| benzetme | bir şeyi, ortak yönü olan başka şeye benzetir | «Güneş … acı şeyler söyleyen bir arkadaştır.» (Ahmet Haşim) |
| kişileştirme | insan dışı varlığa insan özelliği verir | «Yağmur, camları parmak uçlarıyla tıklattı.» (Kolay Hoca) |
| konuşturma | insan dışı varlığı konuşturur; söylediği söz aktarılır | «Rüzgâr pencereye “Aç beni.” dedi.» (Kolay Hoca) |
| abartma | bir durumu olduğundan çok büyük ya da küçük gösterir | «ruhlarımız çatlayacak kadar dolmuştu» (Ahmet Haşim) |
Açık ileti: metinde doğrudan söylenen: «Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu». Örtük ileti: sezdirilen: söyleyici, okurdan şiiri yalnız okumasını değil, duymasını ve hissetmesini istiyor.
Ses ve duygu: tekrar eden ses (-yorum) ve kesik kesik noktalama çaresizliği hissettirir. Kim konuşuyor? Şiirdeki «ben» söyleyicidir; şairle aynı kişi sayılmaz.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Önce tahmin: şiirde kaç yerde ses tekrarı bulacaksın? Hangi dize bir duyuyu en güçlü canlandırıyor? Kendine söyle, sonra dene.
Bir kalem seç, sonra şiirde altı çizilebilen bir ifadeye dokun. Sarı kalem: imge. Mavi kalem: açık ileti. Turuncu kalem: ses tekrarı. Bitirince karşılaştır.
1Ağlasam sesimi duyar mısınız, 2Mısralarımda; 3Dokunabilir misiniz, 4Göz yaşlarıma, ellerinizle? 5Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 6Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 7Bu derde düşmeden önce. 8Bir yer var, biliyorum; 9Her şeyi söylemek mümkün; 10Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 11Anlatamıyorum.Orhan Veli Kanık, «Anlatamıyorum»
Defterde yap: şiiri deftere yaz; imgeleri sarıyla, açık iletiyi maviyle, ses tekrarını turuncuyla işaretle. Her işaretin yanına tek kelime yaz: hangi duyu, hangi ileti, hangi ses?
Trafik levhası gibi sembol de bir şeyi gösterir ama başka bir anlamı taşır. «Yer» bir mekân kelimesidir; şiirde her şeyin söylenebildiği bir durumu temsil eder.
Levhanın anlamı kuralla sabittir, herkes aynı anlar. Şiirdeki sembolün anlamı sabit değildir; metinden kanıtla kurulur ve birden çok okumaya açıktır.
Sembolü okurken tek doğru anlamı değil, metnin izin verdiği anlamı ararsın.
Derine in (isteğe bağlı)
«Anlatamıyorum» şiirinde dizelerin hece sayıları birbirini tutmaz: ilk dize on bir, ikinci dize beş hecedir. Şiir belli bir ölçüye bağlı değildir; ritmini tekrar ve noktalamayla kurar. Hece sayıları eşit tutulan şiirler de vardır; bu ölçüyle 3. temada tanışacaksın.
Verilen temsil şiir metni. Ötekini üret: ortada şiirin ana duygusu, çevresinde dört dal (imge, ses, örtük anlam, başka bir sanatla bağ) olan bir şiir haritası çiz.
Cevabı göster
Harita neyi gösteriyor? Merkez, bütün dalların ortak cevabıdır: dört mercek aynı duyguya çıkıyor. Bir dal merkeze bağlanamıyorsa o okuma kanıtsızdır.
İki temsilde aynı şeyi gösteren yer: haritadaki SES dalı ↔ son bölükteki üç dize sonu (biliyorum, duyuyorum, Anlatamıyorum); BAĞ dalı ↔ «Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel» dizesi.
Ece «Anlatamıyorum» şiirini okuyup ana duyguyu buluyor. Hangi adımda yanlış yaptı?
- Başlık «Anlatamıyorum»: konu, bir şeyi anlatamamak.
- «Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu» dizesi: söyleyici kelimeleri yetersiz buluyor.
- Demek ki Orhan Veli o günlerde şiir yazamıyordu; şiir, şairin kendi hayatındaki bu derdi anlatıyor.
- «Ağlasam sesimi duyar mısınız» ve «Dokunabilir misiniz» dizeleri, duygunun duyulmasını ve dokunulmasını istiyor.
- Ana duygu: duyguyu sözle tam anlatamamanın verdiği çaresizlik.
Kendi metnine uygula · şiir. Okulda okuduğun bir şiir metnini aç. Aynı okuma yolunu o metinde dene; yaptığın maddeyi işaretle. İşaretler yalnızca bu cihazda kalır.
- Başlığı ve tekrar eden kelimeleri işaretledim.
- Bir imge bulup hangi duyuya seslendiğini yazdım.
- Bir söz sanatı bulup neyi neye benzettiğini ya da kimi konuşturduğunu yazdım.
- Şiirdeki «ben» için «söyleyici» dedim; şairle aynı kişi saymadım.
- Ana duyguyu bir cümleyle yazıp kanıt dizesini gösterdim.
Cevap
Deneme: düşünceyle gezinti
TDE2.2 (c–e) · Sözün İnceliği · Anlam oluşturabilme
Bu bölümde: Bir denemenin konusunu, ana düşüncesini ve yardımcı düşüncelerini bulacak; yazarın düşüncesini hangi yollarla geliştirdiğini göreceksin.
- deneme — kişisel düşünceyi paylaşan yazı · bu değildir: kanıtlı, kesin bilgi veren yazı
- ana düşünce — metnin okura ulaştırdığı temel yargı · bu değildir: tek kelimelik konu
- yardımcı düşünce — ana düşünceyi destekleyen küçük yargılar · bu değildir: metinle ilgisiz ayrıntılar
- düşünceyi geliştirme yolu — düşünceyi açıklama ve destekleme biçimi · bu değildir: süs için eklenen cümle
Denemenin başlığı «Ay». Yazar ayı nasıl anlatıyor olabilir?
Okuma metni
Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik. Ağaçların tozlu yapraklarını, kayalar üzerinde durup soluyan kertenkeleleri, denizin kirli suları altında cam kırıklarını, paslı tenekeleri, eski pabuç nâşlarını seyretmenin ne kadar çabuk ruha kesel verdiğini tecrübe etmeyen var mı? Güneşli geçen bir gezinti gününden sonra, akşamüstü eve mahzun ve nevmid dönmemenin mümkün olmadığını tecrübelerimle bilirim. Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mes'ut olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. Karşı karşıya oturmuş iki insan, artık yüzlerimizi görmüyor, yalnız seslerimizi duyuyorduk. Birden, arkamızda garip bir fısıltıyı andıran bir hışırtı duyar gibi olduk. Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara sürünerek yükseliyordu. Birden etrafımızda dünyanın bütün manzaraları değişti: Sanki Japonyalı bir ressamın siyah mürekkeple çizdiği mübhem ve nâtamam bir âlem içinde idik. […] Etrafımızda, gündüzün bütün uyuz ağaçları yerine zengin bir orman vücud bulmuştu. […] Dünyanın güzelliğinden korkmaya başlamıştık. Zira aydan akan büyünün saadetiyle ruhlarımız çatlayacak kadar dolmuştu. Ay! Ay! Yalancı ay! Zekâdan harab olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin!Ahmet Haşim (ö. 1933), «Ay», Bize Göre (1928). Kısaltıldı; atlanan yerler […] ile gösterildi. Kamu malı eser.
Sözlük: vazıh: açık, belirgin · nâş: ölü beden; burada atılmış eski pabuç · kesel: ağırlık, bıkkınlık · nevmid: umutsuz · mes'ut: mutlu · mübhem: belirsiz · nâtamam: tamamlanmamış · vücud bulmak: ortaya çıkmak, oluşmak · harab: yıkılmış, yorgun düşmüş · teselli etmek: avutmak, acıyı hafifletmek
«Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır.» cümlesinde düşünce hangi yolla geliştirilmiş?
Bence deneme bilimsel bilgi verir; yazar söylediğini kanıtlar.
Ama bu yanlış.
deneme yazarın kişisel düşüncesidir ve kesinlik iddiası taşımaz. Haşim güneşin etkisini ölçmüyor; kendi gezinti gününü anlatıyor ve «tecrübelerimle bilirim» diyor. Kanıt ve kesinlik makalede aranır.
| Tür | Amaç | Gerçeklik | Yapı | Dil |
|---|---|---|---|---|
| deneme | bir konuda kişisel düşünceyi paylaşmak | yazarın deneyimi ve gözlemi | düşünce yazısı; kesin plan yok | samimi, sohbet eder gibi, öznel |
| makale (12. sınıf) | bir düşünceyi kanıtlamak | kanıt, kaynak | giriş–gelişme–sonuç | nesnel, kesinlik iddialı |
Konu: metnin neyi anlattığı; kelime ya da öbek. Örnek: ay ışığının insana etkisi. Bu değildir: bir yargı cümlesi.
Ana düşünce: metnin o konuda okura ulaştırdığı yargı; cümle. Örnek: Güneş insanı yorar; ay hayale yer açıp teselli eder. Bu değildir: son cümlenin kendisi; ana düşünce bütün metinden çıkarılır.
Yardımcı düşünce: ana düşünceyi destekleyen yargı. Örnek: Güneşte yalnız gözle yaşarız.
| Düşünceyi geliştirme yolu | Ne yapar? | Örnek |
|---|---|---|
| tanımlama | bir kavramın ne olduğunu söyler | «Şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur.» (kurgusal şair) |
| örnekleme | düşünceyi somut örnekle gösterir | «cam kırıklarını, paslı tenekeleri» (Haşim) |
| karşılaştırma | iki şeyin benzerlik ve farkını gösterir | güneş ↔ ay (Haşim) |
| tanık gösterme | başkasının sözünü destek olarak aktarır | «Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.» (atasözü) |
| benzetme | düşünceyi bir benzetmeyle somutlaştırır | «Güneş … bir arkadaştır.» (Haşim) |
Öğretici metni okuma sırası: amaç ve tahmin → konu → paragraf özetleri → ana ve yardımcı düşünceler → geliştirme yolları → kendi tepkin.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Çapa: «… akşamüstü eve mahzun ve nevmid dönmemenin mümkün olmadığını tecrübelerimle bilirim.» Cümle kişisel deneyime dayanır; kesinlik iddiası taşımaz. Deneme dili budur.
Varyant 1: yalnızca «tecrübelerimle bilirim» yerine «araştırmalar kanıtlamıştır» geldi. Cümlenin kesinlik iddiası artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 2: yalnızca «bilirim» yerine «sanırım» geldi. Kesinlik iddiası artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 3: yalnızca cümlenin başına «Bence» eklendi. Kesinlik iddiası artar mı, azalır mı, aynı mı?
Karşı-örnek: Birinci tekil kişi her zaman deneme demek değildir. «Bu deneyde suyun sıcaklığını termometreyle ölçtüm.» cümlesi de «ben» diye konuşur ama ölçüme dayanır; bir deney raporu cümlesidir.
Önce tahmin: bu kısa denemede ana düşünceyi taşıyan cümle başta mı, ortada mı, sonda mı? Kendine söyle, sonra dene.
Aynı Söz, İki Kapı Bir söz, kulağa iki kapıdan girebilir. Biri kırar, öteki onarır. Sabah otobüste biri “Çekil şuradan.” dese içimiz daralır. Aynı kişi “Geçebilir miyim?” dese yol kendiliğinden açılır. Söylenen iş aynıdır; değişen yalnız kelimelerin seçimidir. Atalarımız bunu çok önce fark etmiş: “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Bence sözün inceliği süslü kelimelerde değil, karşımızdakini düşünen kelimededir. Bir mesajı göndermeden önce bir kez daha okuyorum. Yazdığım kırıcıysa bir kelimeyi değiştirmek çoğu zaman yetiyor. Belki de iyi konuşmak, önce iyi dinlemektir.Kolay Hoca metni (kısa deneme)
Her kartın altındaki düğmelerden birini seçerek kartı bir kutuya yerleştir. Sonra haritayı kontrol et.
Defterde yap: ortaya ana düşünceyi yaz, çevresine öteki kartları ok ile bağla; her okun üstüne yolun adını yaz (örnekleme, tanık gösterme, karşılaştırma).
Verilen temsil deneme metni (dört paragraf). Ötekini üret: güneş ile ayı karşılaştıran üç satırlı bir tablo yap. Satırlar: dünyayı nasıl gösterir, insana ne yapar, yazar neye benzetir.
Cevabı göster
| Güneş | Ay | |
|---|---|---|
| Dünyayı nasıl gösterir? | «vazıh ve berrak», her şey açık | «mübhem ve nâtamam», belirsiz |
| İnsana ne yapar? | yalnız gözle yaşatır; «mahzun ve nevmid» döndürür | hayale yer açar; «teselli eden» odur |
| Yazarın benzetmesi | «doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaş» | «Japonyalı bir ressamın … çizdiği» âlem |
Tablo neyi gösteriyor? Satırlar yazarın kurduğu karşılaştırmanın iskeletidir. Her hücre metindeki bir ifadeye dayanıyor; tırnak içindekiler kanıttır.
İki temsilde aynı şeyi gösteren yer: tablodaki «İnsana ne yapar?» satırı ↔ metnin son cümlesi: «Zekâdan harab olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin». Ana düşünce bu satırda toplanıyor.
Ece, Ahmet Haşim'in «Ay» denemesinin ana düşüncesini paragraf özetleriyle buluyor. Hangi adımda yanlış yaptı?
- 1. paragraf: güneş her şeyi açık gösterdiği için yalnız gözle yaşarız, eğlenemeyiz.
- 2. paragraf: güneş, doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaş gibidir; insanı yorar.
- 3. paragraf: ay doğunca dünya belirsizleşir ve güzelleşir.
- Öyleyse denemenin ana düşüncesi: ay.
- 4. paragraf: ay, güneşten bunalanları teselli eder.
Kendi metnine uygula · deneme. Okulda okuduğun bir deneme metnini aç. Aynı okuma yolunu o metinde dene; yaptığın maddeyi işaretle. İşaretler yalnızca bu cihazda kalır.
- Konuyu bir kelime ya da kelime grubuyla yazdım.
- Her paragrafı tek cümleyle özetledim.
- Ana düşünceyi cümle olarak yazıp kanıt cümlesini gösterdim.
- Yazarın kullandığı bir düşünceyi geliştirme yolunu adıyla ve örneğiyle yazdım.
- Samimi üslubu gösteren bir ifade buldum.
Cevap
Mülakatı dinlemek
TDE1.2 (c–e) · Sözün İnceliği · Anlam oluşturabilme
Bu bölümde: Bir mülakatı dinlemeye hazırlanacak, dinlerken not alacak; soru–cevap tutarlılığını ve öznel–nesnel ifadeleri değerlendireceksin.
- mülakat — önceden hazırlanmış sorularla yapılan görüşme · bu değildir: hazırlıksız bir sohbet
- kontrol listesi — dinlerken bakılacak ölçütlerin listesi · bu değildir: sınavdaki puan çizelgesi
- soru–cevap tutarlılığı — cevabın sorulan soruya karşılık vermesi · bu değildir: cevabın uzun olması
- çok modlu metin — sesi, görüntüyü ve sözü birleştiren metin · bu değildir: yalnız yazıdan oluşan metin
Kurgusal mülakatın başlığı «Kelimeyi Tartmak». Şair en çok neyi anlatıyor olabilir?
Dinleme metni: «Kelimeyi Tartmak» (kurgusal mülakat)
Program, dinleme metninin önceden okunmamasını ister. Önce kontrol listesini gözden geçir; dinlerken tabloya not al.
- Dinleme amacım (ör. şairin kelime seçme yolunu öğrenmek)
- Başlıktan tahminim
- Not alma yolum: soru–cevap tablosu
- Sorular ve cevaplar açık ve anlaşılır mı?
- Türkçe etkili kullanılıyor mu?
- Cevaplar sorularla tutarlı mı?
- Konuşanın ifade ve ikna gücü var mı?
- Düşünceler örnekle desteklenmiş mi?
Dinleme modu. Kitapta ses dosyası yok. Bu mod konuşmaları konuşma hızında tek tek açar. İstersen biri sana metni sesli okusun; sen gözünü kapatıp dinle.
Kelimeyi TartmakKolay Hoca metni · kurgusal mülakat; kişiler ve bilgiler kurgusaldır.
Metin kapalı. Dinleme modunu başlat.
«Şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur.» cevabında hangi düşünceyi geliştirme yolu var?
Bence mülakat hazırlıksız bir sohbettir; sorular o an düşünülür.
Ama bu yanlış.
mülakatın soruları görüşmeden önce hazırlanır; amaç ve konu bellidir. Cevaba göre yeni soru sormak hazırlığı bozmaz. Kurgusal mülakattaki «Tek bir kelime için mi?» sorusu böyle doğdu.
Mülakat: önceden hazırlanmış sorularla, bir kişinin düşüncesini öğrenmek için yapılan görüşme. Örnek: «Kelimeyi Tartmak» (kurgusal). Bu değildir: hazırlıksız sohbet.
Dinlemeyi yönetmek: önce amaç, tahmin ve not yolu → dinlerken tabloya not → sonra kontrol listesiyle değerlendirme ve tahminle karşılaştırma.
Kontrol listesi ölçütleri: açık ve anlaşılır olma, Türkçenin etkili kullanımı, soru ile cevabın tutarlılığı, ifade ve ikna gücü, düşüncenin desteklenmesi.
Öznel ve nesnel: «Kısa şiir bence daha uzun yaşar.» öznel; «Üç dile çevrildi.» nesnel.
Mülakatta düşünceyi geliştirme: tanımlama («Şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur.»), örnekleme ve karşılaştırma («Yağmur yağdı.» ile «Yağmur camı tıklattı.»).
Gerekçeli eleştiri: bir olumlu, bir olumsuz yargı; ikisi de metinden kanıtla. Örnek: olumlu: şair düşüncesini örnekle açıklıyor. Olumsuz: şair önerisi sorulunca ad vermiyor.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Verilen temsil mülakat metni (soru–cevap). Ötekini üret: önce bir soru–cevap tablosu, sonra üçüncü kişiyle yazılmış üç cümlelik haber özeti.
Cevabı göster
| Soru | Cevabın özü | Tutarlı mı? |
|---|---|---|
| Şiire nasıl başladınız? | ortaokulda tuttuğu defter | evet |
| Bir şiiri yazmak ne kadar sürüyor? | değişiyor; en kısa şiir üç ay | evet |
| Sizce şiir nedir? | sözün kalbe giden en kısa yolu | evet |
| Hangi şairi öneriyorsunuz? | kendi defterine yazılan şiir | hayır, ad yok |
| Okurlara ne söylemek istersiniz? | cümleyi yüksek sesle okuyun | evet |
Kurgusal şair Nehir Aydın, şiire ortaokulda tuttuğu bir defterle başladığını söyledi. Aydın'a göre şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur. Şair, kelime seçerken sesin önemli olduğunu belirterek okurlara cümlelerini yüksek sesle okumalarını önerdi.Kolay Hoca metni · haber özeti (kurgusal mülakattan)
Üç temsil ne gösteriyor? Mülakat konuşanın sesini taşır, tablo tutarlılığı gösterir, özet bilgiyi üçüncü kişiye aktarır. Özette öznel yargı «Aydın'a göre» diye sahibine bağlanır.
İki temsilde aynı şeyi gösteren yer: tablodaki «Sizce şiir nedir?» satırı ↔ özetin ikinci cümlesi. Tablodaki «hayır, ad yok» hücresi özette yer almaz; özet tutarsız cevabı aktarmaz.
Ece kurgusal mülakatı kontrol listesiyle değerlendiriyor. Hangi adımda yanlış yaptı?
- Ölçütlerim: soru–cevap tutarlılığı, öznel–nesnel ifade, düşünceyi geliştirme yolları.
- «Şiirleriniz kaç dile çevrildi?» cevabı «Üç dile çevrildi.» Kontrol edilebilir; nesnel.
- «Şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur.» Burada tanımlama yolu kullanılmış.
- «Kısa şiir bence daha uzun yaşar.» Şair bunu söylediğine göre bu cümle kanıtlanmış bir bilgidir; nesneldir.
- «Hangi şairi öneriyorsunuz?» sorusuna ad verilmemiş; bu cevap soruyla tutarlı değil.
Kendi metnine uygula · dinleme. Okulda okuduğun bir dinleme metnini aç. Aynı okuma yolunu o metinde dene; yaptığın maddeyi işaretle. İşaretler yalnızca bu cihazda kalır.
- Dinlemeden önce amacımı ve tahminimi yazdım.
- Dinlerken soru–cevap tablosuna not aldım.
- Her cevabın soruyla örtüşüp örtüşmediğine baktım.
- Bir öznel, bir nesnel ifade buldum.
- Mülakat hakkında bir olumlu, bir olumsuz eleştiriyi gerekçesiyle yazdım.
Cevap
Konuşma atölyesi: altı şapkayla fikir geliştir
TDE3.2 (a–ğ) · Sözün İnceliği · İçerik oluşturabilme
TDE3.3 (a–f) · Sözün İnceliği · Kural uygulayabilme
TDE3.4 (a–b) · Sözün İnceliği · Süreci değerlendirebilme
Bu bölümde: Bir denemeden hareketle altı şapka tekniğiyle fikir üretecek, kısa bir konuşma planlayacak ve sesli prova yapacaksın.
- altı şapka — altı farklı bakışla düşünme tekniği · bu değildir: altı kişinin sırayla konuşması
- dikkat çekici giriş — dinleyiciyi ilk cümlede konuya çeken açılış · bu değildir: konunun adını söyleyip geçmek
- beden dili — jest, mimik ve duruşla anlatım · bu değildir: abartılı el kol hareketleri
- diksiyon — sesleri doğru ve anlaşılır söyleme · bu değildir: yüksek sesle bağırmak
İki dakikalık bir konuşmada hangisi dinleyicinin dikkatini en çok çeker?
Konuşmanın hareket noktası
Aynı Söz, İki Kapı Bir söz, kulağa iki kapıdan girebilir. Biri kırar, öteki onarır. Sabah otobüste biri “Çekil şuradan.” dese içimiz daralır. Aynı kişi “Geçebilir miyim?” dese yol kendiliğinden açılır. Söylenen iş aynıdır; değişen yalnız kelimelerin seçimidir. Atalarımız bunu çok önce fark etmiş: “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Bence sözün inceliği süslü kelimelerde değil, karşımızdakini düşünen kelimededir. Bir mesajı göndermeden önce bir kez daha okuyorum. Yazdığım kırıcıysa bir kelimeyi değiştirmek çoğu zaman yetiyor. Belki de iyi konuşmak, önce iyi dinlemektir.Kolay Hoca metni (kısa deneme)
Konuşma planında mavi şapkanın fikri nereye yerleşir?
Bence iyi konuşmacı doğuştan olur; hazırlık gereksizdir.
Ama bu yanlış.
konuşma becerisi hazırlık ve provayla gelişir. Plan yapmak, örnek seçmek ve sesli prova etmek konuşmayı düzenler. Program da konuşmayı plan, prova ve öz değerlendirme adımlarıyla işler.
| Şapka | Ne ister? (programdaki tanım) |
|---|---|
| Beyaz | denemedeki nesnel bilgileri bulur |
| Kırmızı | iletinin sende uyandırdığı duyguyu söyler |
| Siyah | iletinin olası olumsuz yönlerini arar |
| Sarı | iletinin iyimser yönlerini ortaya koyar |
| Yeşil | denemeyi bir sloganla anlatır |
| Mavi | bütün düşünceleri özetler, karara varır |
Konuşma planı: giriş (dikkat çekici örnek ya da soru) → gelişme (şapkalardan fikirler, örnek, karşılaştırma) → sonuç (mavi şapkanın kararı).
Başlatma, sürdürme, bitirme: «Şunu düşünün…», «Bir de şu açıdan bakalım…», «Kısacası…» gibi ifadeler konuşmayı bağlar.
Sesle ve bedenle anlatım: diksiyon (sesleri net söylemek), vurgu (önemli kelimede yavaşlamak), durak, dinleyiciye bakmak, süreyi tutmak.
Dikkat: konuşmada siyaset, din, etnik köken gibi toplumu bölebilecek ögeler kullanılmaz; örnekler günlük hayattan seçilir.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Önce tahmin: «Aynı Söz, İki Kapı» denemesine hangi şapkayla bakmak senin için en zor olur? Neden? Kendine söyle, sonra dene.
Bir şapka seç. Volt o şapkanın ne istediğini söyler; sen denemeyle ilgili tek cümle yaz. Beş şapkayı doldurunca mavi şapkayla özeti kur. Puan yok; yazdıkların bu sayfada kalır, sayfayı yenileyince silinir.
Defterde yap: altı satırlık bir tablo çiz; her satıra bir şapkanın rengini ve denemeyle ilgili tek cümleni yaz. Son satırdaki mavi şapka cümlesi konuşmanın sonucu olur.
Ece altı şapkayla konuşma planı hazırlıyor. Hangi adımda yanlış yaptı?
- Giriş: «Çekil şuradan.» ile «Geçebilir miyim?» cümlelerini karşılaştırarak başlayacağım.
- Beyaz şapka: denemede iki örnek cümle ve bir atasözü var.
- Kırmızı şapka: denemede kaç örnek olduğunu sayıp nesnel bilgi olarak söyleyeceğim.
- Siyah şapka: tatlı dil her durumda sorunu çözmeyebilir.
- Sonuç: mavi şapkayla bütün fikirleri özetleyip tek cümlelik karar söyleyeceğim.
Kendi kendini puanla · konuşma. «Aynı Söz, İki Kapı» denemesinden hareketle iki dakikalık bir konuşma planla ve sesli prova et. Kayıt gerekmez. Kitap konuşmanı puanlamaz; performans görevi okulda öğretmeninin puanlama anahtarıyla değerlendirilir.
Tam puan konuşma şuna benzer: «Sabah otobüste biri “Çekil şuradan.” dese ne hissedersiniz?» diye başlar. Gelişmede beyaz, kırmızı ve siyah şapkadan birer fikir söyler: denemedeki iki örnek, bu örneklerin uyandırdığı duygu, tatlı dilin her zaman yetmeyebileceği. Sonuçta mavi şapkayla karar verir: «Sözün inceliği, karşımızdakini düşünen kelimededir.» Süre iki dakikayı geçmez; vurgulu kelimede yavaşlar.
- Konuşmamı somut bir örnekle ya da soruyla başlattım.
- Gelişmede en az üç şapkadan birer fikir kullandım.
- Sonuçta mavi şapkayla tek cümlelik bir karar söyledim.
- Süreyi tuttum; vurgulu kelimede yavaşladım, dinleyiciye baktım.
Cevap
Yazma atölyesi: şiirden betimleme paragrafına
TDE4.2 (a–g) · Sözün İnceliği · İçerik oluşturabilme
TDE4.3 (a–g) · Sözün İnceliği · Kural uygulayabilme
TDE4.4 (a–b) · Sözün İnceliği · Süreci değerlendirebilme
Bu bölümde: «Anlatamıyorum» şiirini ana duygusunu koruyarak bir betimleme paragrafına dönüştürecek; yazım, noktalama ve Türkçenin ses özelliklerini metin üzerinde uygulayacaksın.
- betimleme — kelimelerle bir varlığın resmini çizmek · bu değildir: olayları sırayla anlatmak
- ana duygu — metnin baştan sona taşıdığı duygu · bu değildir: metinde bir kez geçen duygu
- ünlü uyumu — kelimedeki ünlülerin birbirine uyması · bu değildir: her kelimede geçerli kesin kural
- ünsüz benzeşmesi — sert ünsüzden sonra ekin sertleşmesi · bu değildir: bir yazım yanlışı
Şiiri betimleme paragrafına dönüştürürken en önemli şey hangisi?
Hangi cümlede «de» bağlaçtır, bu yüzden ayrı yazılmıştır?
«Göz» kelimesine «-cı» eki gelince hangisi olur?
Bence «ağacı» yazmak yanlış; kök «ağaç» olduğu için «ağaçı» yazılmalı.
Ama bu yanlış.
«ağacı» doğrudur. Ünlüyle başlayan ek gelince sondaki «ç» yumuşayıp «c» olur. Bu bir ses olayıdır; yazım hatası değil, dilin kuralıdır. Haşim de «İki büyük fıstık ağacı» diye yazar.
Bence «de» ve «da» her zaman kelimeye bitişik yazılır.
Ama bu yanlış.
iki ayrı «de» vardır. Bulunma eki bitişik yazılır: «masada». Bağlaç olan «de/da» ayrı yazılır: «Kelimeler de yetmedi.» Cümleden çıkarınca anlam bozulmuyorsa bağlaçtır.
Betimleme: kelimelerle bir yerin, bir varlığın ya da bir anın resmini çizmek; duyulara seslenir. Bu değildir: olayları sırayla anlatmak. Şiiri paragrafa dönüştürürken ana duygu korunur, biçim değişir.
Yazma süreci: plan (amaç, ana duygu, sahne) → taslak → düzeltme (yazım, noktalama, akıcılık) → paylaşma ve öz değerlendirme.
| Kural | Böyle yaz | Böyle yazma |
|---|---|---|
| bağlaç «de/da» ayrı | Kelimeler de yetmedi. | Kelimelerde yetmedi. |
| soru eki «mi» ayrı; ünlü uyumuna uyar | Duyar mısınız? | Duyarmısınız? |
| bağlaç «ki» ayrı | Biliyorum ki anlatamıyorum. | Biliyorumki anlatamıyorum. |
| «-ki» eki bitişik | masadaki mektup | masada ki mektup |
| özel ada gelen ek kesmeyle ayrılır | Ahmet Haşim'in denemesi | Ahmet Haşimin denemesi |
Noktalama: nokta cümle sonuna; virgül sıralanan kelimeler arasına; üç nokta tamamlanmamış söze; iki nokta açıklama ve örnekten önce konur. Metinde: «Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı…» (Haşim).
Büyük ünlü uyumu: kalın ünlüden sonra kalın, inceden sonra ince ünlü. Metinde: «Ağlasam» (a-a-a), «sesimi» (e-i-i). Uymayanlar: alıntı kelimeler (kitap, kalem) ve «-yor» gibi birkaç ek.
Küçük ünlü uyumu: düz ünlüden sonra düz; yuvarlaktan sonra «a, e» ya da «u, ü» gelir. Örnek: gözcü, okullar.
Ünsüz benzeşmesi: sert ünsüzden (f, s, t, k, ç, ş, h, p) sonra ekteki «c, d», «ç, t» olur. Örnek: kitapta, kuşçu.
Ünsüz yumuşaması: ünlüyle başlayan ek gelince sondaki «p, ç, t, k», «b, c, d, ğ/g» olur. Metinde: «fıstık ağacı» (ağaç + ı). Tek heceli kelimelerin çoğunda olmaz: topu.
Kapat ve kendi kelimelerinle yaz: bu kutuyu görmeden kavramları ve metinden birer örneği bir kâğıda yaz, sonra karşılaştır.
Çapa: «kitap + ı → kitabı». Ünlüyle başlayan ek gelince sondaki «p», «b» olur: bir ünsüz yumuşadı.
Varyant 1: yalnızca ek değişti: «kitap + da». Yumuşayan ünsüz sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 2: yalnızca kök değişti: «top + u». Yumuşayan ünsüz sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Varyant 3: yalnızca kök değişti: «çocuk + u». Yumuşayan ünsüz sayısı artar mı, azalır mı, aynı mı?
Karşı-örnek: Tek heceli kelimelerde yumuşama kesin olarak yoktur demek de yanlış olur: «renk + i → rengi», «dert + i → derdi». Hangi kelimenin yumuşadığını sözlükten ve kulaktan öğreniriz.
Önce tahmin: «kitap» kelimesine «-ı» eki gelince hangi harf değişir? «kitap» kelimesine «-da» gelince? Kendine söyle, sonra dene.
Bir kök ve bir ek seç, sonra «Birleştir»e bas. Volt olayları sırayla gösterir. Yalnızca Türkçede kullanılan kelimeler üretilir.
Defterde yap: dört sütunlu bir tablo çiz: kök, ek, oluşan kelime, ses olayı. Beş kelime yaz; her birinde kuralı kendi cümlenle açıkla.
Verilen temsil şiirin son bölüğü. Ötekini üret: aynı ana duyguyu taşıyan bir betimleme paragrafı yaz, sonra paragrafının duyu tablosunu çıkar.
Cevabı göster
Masanın üstünde yarım kalmış bir mektup duruyor. Lambanın sarı ışığı, silinip yeniden yazılmış satırlara düşüyor. Kalemin ucu kâğıdı çiziyor, sonra duruyor. Pencerenin ardından hafif bir şarkı geliyor; şarkı her şeyi söylüyor, mektup ise hâlâ ilk cümlede. Buruşturulmuş kâğıtlar avuçta soğuk ve pürüzlü. Söylenmek istenen şey çok yakında ama kelimeler bir türlü yetmiyor.Kolay Hoca metni · model betimleme paragrafı
| Duyu | Paragraftaki ayrıntı |
|---|---|
| görme | lambanın sarı ışığı, silinmiş satırlar |
| işitme | kalemin çizmesi, pencereden gelen şarkı |
| dokunma | avuçtaki soğuk ve pürüzlü kâğıtlar |
Paragraf ve tablo ne gösteriyor? Şiir duyguyu söyler; paragraf onu bir sahneyle gösterir. Tablo, sahnenin hangi duyulara seslendiğini kontrol etmeye yarar.
İki temsilde aynı şeyi gösteren yer: «Epeyce yaklaşmışım» ↔ «çok yakında»; «Anlatamıyorum» ↔ «kelimeler bir türlü yetmiyor». Ana duygu, anlatamamanın çaresizliği, iki temsilde de aynı.
Ece betimleme paragrafının taslağını düzeltiyor. Hangi adımda yanlış yaptı?
- «oda sessizdi.» → cümle büyük harfle başlar: «Oda sessizdi.»
- «Masada bir mektup varmıydı?» → soru eki ayrı yazılır: «Masada bir mektup var mıydı?»
- «Ben de o mektubu yazamadım.» → «de» ek gibi okunuyor; bitişik yazdım: «Bende o mektubu yazamadım.»
- «kalem, kâğıt ve lamba» sıralamasında virgülü korudum.
- Son cümlenin sonuna nokta koydum.
Kendi kendini puanla · betimleme paragrafı. Okuduğun bir şiiri (istersen «Anlatamıyorum»u) 6–8 cümlelik bir betimleme paragrafına dönüştür. Kitap yazını puanlamaz; performans görevi okulda öğretmeninin puanlama anahtarıyla değerlendirilir.
Tam puan paragraf şuna benzer: yukarıdaki model paragraf. Şiirin ana duygusunu söylemeden gösterir, üç duyuya seslenir, bir sahneyi sırayla anlatır ve yazım, noktalama bakımından temizdir.
- Şiirin ana duygusunu korudum; hangi dizeye dayandığını kenara yazdım.
- En az üç duyuya seslenen ayrıntı kullandım.
- Bağlaç «de/da», «ki» ve soru eki «mi»yi ayrı; ekleri bitişik yazdım. Cümle sonlarına nokta koydum.
- Cümlelerim tek bir sahneyi sırayla gösteriyor.
Cevap
Soru: aşağıdaki cümlelerden hangileri özneldir (kişisel yargı taşır, herkesçe kontrol edilemez)? Doğru bulduğun hücrelere dokun, sonra kontrol et.
Neden? (kontrol ettikten sonra aç)
Öznel: 2, 3, 6 ve 9 beğeni ya da değer yargısıdır; «en güzel», «en keyifli», «daha uzun yaşar», «daha değerli» kişiden kişiye değişir.
Nesnel: 1, 4, 5, 7 ve 8 metne bakarak ya da kurala göre kontrol edilebilir. 5. hücre kurgusal mülakatta söylenen bir sözü aktarır; söylendiği metinden kontrol edilir.
3 · Edebî söyleyişle ilgili öğrendiğim üç bilgi:
2 · Öğrendiklerimle ilgili iki sorum:
1 · Benim için en ilginç olan bir şey:
Öğrenme günlüğü: bu temada okuduğun metinlerde dil, günlük dilden nasıl ayrılıyordu? İki cümle yaz.
Hangi okuma yolu, hangi soruda?
Soru kökü hangi sözü söylüyorsa o satıra bak; kanıtı gösterilen yerde ara.
| Okuma yolu | Soru kökü ne derse | Kanıt nerede aranır |
|---|---|---|
| Ana düşünce yolu | «asıl anlatılmak istenen», «ana düşünce», «vurgulanan» | her paragrafın özeti + tekrar eden fikir + başlık; son cümle yardımcıdır ama her zaman ana düşünce değildir |
| Bağlamdan kelime anlamı | «… sözcüğünün anlamı», «bu dizede … ne anlama gelir» | kelimenin önündeki ve arkasındaki cümle; karşıtlık kuran «-se», «fakat» gibi sözler |
| Kim konuşuyor? (söyleyici) | «şiirdeki ben», «söyleyici», «anlatan kişi» | şiirin kendi sözleri; şairin hayatı değil |
| İmge ve söz sanatı yolu | «hangi duyu», «benzetme», «kişileştirme», «konuşturma», «abartma» | duyuya seslenen kelime; neyi neye benzettiği; kimin konuştuğu, konuşma tırnakla aktarılmış mı |
| Tür ayırma yolu | «deneme», «mülakat», «hangi türün özelliği» | amaç (bilgi / düşünce / sanat), gerçeklik (yaşanmış / kurmaca), yapı (soru–cevap, paragraf, dize) |
| Öznel–nesnel yolu | «kişisel yargı», «kanıtlanabilir», «öznel», «nesnel» | «bence», «en güzel» gibi beğeni sözleri; sayılabilen, kontrol edilebilen bilgi |
| Ahenk sayım yolu | «ahenk», «ses tekrarı», «ritim» | dize sonları ve başları; tekrar eden ses ve kelime; noktalama durakları |
| Yazım–noktalama yolu | «yazım yanlışı», «noktalama», «bitişik mi ayrı mı» | kuralın adı: bağlaç «de/da», «ki», soru eki «mi», büyük harf, nokta, virgül, iki nokta |
| Ses bilgisi yolu | «ses olayı», «ünlü uyumu», «yumuşama», «benzeşme» | kökün son ünlüsü ve son ünsüzü; ekin ünlüyle mi ünsüzle mi başladığı |
I. Kapı açıldı ve içeri soğuk hava girdi. II. Kapı açıldı; soğuk, bir kedi gibi sessizce içeri süzüldü.Kolay Hoca metniHangisi edebî dile örnektir ve neden?
A) I; çünkü daha kısadır
B) II; çünkü eski ve zor kelimeler kullanılmıştır
C) II; çünkü soğuğu bir kediye benzeterek okurda bir resim ve duygu uyandırır
D) I; çünkü olay açıkça söylenmiştir
E) İkisi de; çünkü ikisi de aynı olayı anlatır
- Metin: aynı olayı anlatan iki cümle (Kolay Hoca metni).
- Ne isteniyor? Edebî dile örnek olan cümle ve gerekçesi; iki şart birlikte doğru olmalı.
Strateji: Önce iki cümlenin verdiği bilgiyi karşılaştırıyorum; bilgi aynıysa farkı duyu ve duygu yaratır.
- Kanıt: II. cümlede bir kedi gibi sessizce içeri süzüldü ifadesi var: soğuk, sessizce süzülen bir kediye benzetilmiş.Kanıt önce: seçtiğin şıkkı destekleyen kelimeyi metinde göstermeden cevaba geçme.
- Kural: edebî dil bilgiyi değiştirmez; üstüne resim ve duygu ekler. Ölçü kelimenin eskiliği değil, seçilişidir.
- Şıkları ele: A kısalığı ölçü sanıyor. B «eski ve zor kelime» diyor; II'de öyle kelime yok («edebî dil = zor kelime» yanılgısı). D, I'i açıklığı yüzünden edebî sayıyor; açıklık günlük dilin özelliğidir. E'de iki cümlenin olayı aynı ama dili aynı değil.Eleme: her yanlış şıkkın hangi yanılgıdan geldiğini adlandırınca aynı tuzağa ikinci kez düşmezsin.
Makul mü? Kanıt kontrolü: seçilen gerekçe («kediye benzeterek») metinde birebir var. Aynı kanıt başka bir şıkkı desteklemiyor.
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce.Orhan Veli Kanık, «Anlatamıyorum»Bu dizelerdeki «kifayetsiz» kelimesinin anlamı hangisidir?
A) gereksiz
B) yetersiz
C) sessiz
D) güzel
E) eski
- Metin: «Anlatamıyorum» şiirinin ikinci bölüğü.
- Ne isteniyor? «kifayetsiz» kelimesinin bu bağlamdaki anlamı.
Strateji: Bağlamdan kelime anlamı: kelimeyi çevreleyen dizelerdeki karşıtlığı bulup kelimenin yerine şıkları koyuyorum.
- Kanıt: Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, dizesinden sonra «Kelimelerinse …» geliyor. «-se» eki karşıtlık kuruyor: şarkılar güzel, kelimeler ise …
- Kural: bilinmeyen kelimenin anlamı, önündeki ve arkasındaki sözlerden çıkarılır. Karşıtlık varsa kelime, karşıtının tersini söyler.
- Şıkları ele: «güzel» şarkıların niteliğidir; karşıtlık kurmaz. «gereksiz», «sessiz», «eski» için metinde kanıt yok; başlık «Anlatamıyorum» da yetmeme duygusunu destekliyor.
son adımı sen tamamla
- Sonuç: kelimeler duyguyu anlatmaya yetmiyor: «kifayetsiz» = yetersiz.
Makul mü? Yerine koyma kontrolü: «Kelimelerinse yetersiz olduğunu» cümlesi hem dizeyle hem başlıkla uyumlu. Öteki şıklar yerine konunca anlam kopuyor.
Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik. […] Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır.Ahmet Haşim, «Ay»Bu parçada güneş hangi yönüyle bir arkadaşa benzetilmiştir?
A) İnsanı ısıtması
B) Her şeyi açıkça gösterip hoşa gitmeyen gerçekleri de göstermesi
C) Her gün doğması
D) İnsanı eğlendirmesi
E) Ayla birlikte dolaşması
- Metin: Ahmet Haşim'in «Ay» denemesinden iki cümle.
- Ne isteniyor? Benzetmenin ortak yönü: güneşi arkadaşa bağlayan özellik.
Strateji: Benzetmenin iki tarafını (güneş, arkadaş) ve aradaki ortak yönü metinde arıyorum.
- Kanıt: insana doğru fakat acı şeyler söyleyen ve her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği.Kanıt: benzetmenin ortak yönü çoğu zaman benzetmenin tam yanındaki niteleme sözlerindedir («doğru fakat acı»).
- Kural: benzetmede iki taraf ve bir ortak yön vardır. Ortak yön, benzetilen şeyin cümlede anlatılan özelliğidir.
- Şıkları ele: ısıtmak ve her gün doğmak güneşin özelliğidir ama metinde benzetmenin yönü değildir. «Eğlendirmesi» metinle çelişir: «hiç eğlenmedik». «Ayla dolaşması» metinde yok.Eleme: gerçek dünyada doğru olan bir bilgi, metnin söylediği bilgi değilse cevap olmaz.
Makul mü? Kanıt kontrolü: «doğru» = açıkça gösterilen gerçekler; «acı» = hoşa gitmeyen görüntüler (cam kırıkları, paslı tenekeler). Cevap iki kanıtı da kapsıyor.
Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik. Ağaçların tozlu yapraklarını, kayalar üzerinde durup soluyan kertenkeleleri, denizin kirli suları altında cam kırıklarını, paslı tenekeleri, eski pabuç nâşlarını seyretmenin ne kadar çabuk ruha kesel verdiğini tecrübe etmeyen var mı? Güneşli geçen bir gezinti gününden sonra, akşamüstü eve mahzun ve nevmid dönmemenin mümkün olmadığını tecrübelerimle bilirim. Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mes'ut olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. Karşı karşıya oturmuş iki insan, artık yüzlerimizi görmüyor, yalnız seslerimizi duyuyorduk. Birden, arkamızda garip bir fısıltıyı andıran bir hışırtı duyar gibi olduk. Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara sürünerek yükseliyordu. Birden etrafımızda dünyanın bütün manzaraları değişti: Sanki Japonyalı bir ressamın siyah mürekkeple çizdiği mübhem ve nâtamam bir âlem içinde idik. […] Etrafımızda, gündüzün bütün uyuz ağaçları yerine zengin bir orman vücud bulmuştu. […] Dünyanın güzelliğinden korkmaya başlamıştık. Zira aydan akan büyünün saadetiyle ruhlarımız çatlayacak kadar dolmuştu. Ay! Ay! Yalancı ay! Zekâdan harab olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin!Ahmet Haşim, «Ay»Bu denemenin ana düşüncesi hangisidir?
A) Ay
B) Güneş ışığı sağlığa zararlıdır.
C) Her şeyi açıkça gösteren güneş insanı yorar; belirsizliğiyle hayale yer açan ay onu teselli eder.
D) Akşamları kırda gezinti yapmak eğlencelidir.
E) Japon ressamları siyah mürekkep kullanır.
- Metin: Ahmet Haşim, «Ay» (kısaltılmış, dört paragraf).
- Ne isteniyor? Metnin bütününün ulaştırdığı yargı; tek paragrafın değil.
Strateji: Her paragrafı tek cümleyle özetleyip ortak düşünceyi arıyorum; seçtiğim şıkkın dört paragrafın hepsine uyduğunu kontrol ediyorum.
- Kanıt: ilk paragraflar güneşin yorduğunu söylüyor: yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik. Son paragraf ayın işini söylüyor: güneşten bunalanları da teselli eden sensin.
- Kural: ana düşünce bir yargıdır ve cümleyle söylenir; bütün paragrafları kapsar. Tek kelime konudur.
- Şıkları ele: A «Ay» tek kelime; konu düzeyinde kalıyor. B bilimsel bir iddia; deneme sağlıktan söz etmiyor. D metinle çelişiyor: gezinti günü eğlencesizdi. E metindeki bir benzetmenin ayrıntısı; ana düşünce değil.
son adımı sen tamamla
- Sonuç: güneş açıklığıyla yorar, ay belirsizliğiyle teselli eder.
Makul mü? Düzey kontrolü: cevap bir cümle ve hem güneşi hem ayı kapsıyor. Kanıt kontrolü: ilk ve son paragraftan birer kanıt var.
Her paragrafı tek cümleyle özetle; dört özetin ortak düşüncesini yaz. Sonra her şıkkı dört özetle karşılaştır.
Başlığa ve son paragrafa bak: başlık «Ay», son paragraf «teselli eden sensin». Ana düşünce çoğu zaman bu ikisinin birleşiminde saklıdır.
Hangisi ne zaman? Kısa yol denemelerde sık işler ama her metinde işlemez. Son paragraf bir örnek ya da yan düşünce taşıyorsa, ya da başlık yalnız konuyu söylüyorsa uzun yola dön. Bu metinde kısa yol «ay teselli eder» der; «güneş yorar» yarısını uzun yol ekler.
Arda Tan (muhabir, kurgusal): Sizce şiir nedir? Nehir Aydın (şair, kurgusal): Şiir, sözün kalbe giden en kısa yoludur. Arda Tan (muhabir, kurgusal): Gençlere en çok hangi şairi öneriyorsunuz? Nehir Aydın (şair, kurgusal): Bence en güzel şiir, insanın kendi defterine yazdığı şiirdir. Arda Tan (muhabir, kurgusal): Şiirleriniz kaç dile çevrildi? Nehir Aydın (şair, kurgusal): Üç dile çevrildi.Kolay Hoca metni · kurgusal mülakattanBu bölümde hangi soruya verilen cevap soruyla tutarlı değildir?
A) Sizce şiir nedir?
B) Gençlere en çok hangi şairi öneriyorsunuz?
C) Şiirleriniz kaç dile çevrildi?
D) Şiire nasıl başladınız?
E) Bir şiiri yazmak ne kadar sürüyor?
- Metin: kurgusal mülakattan üç soru ve üç cevap.
- Ne isteniyor? Cevabı soruya karşılık vermeyen soru.
Strateji: Her sorunun istediği bilgi türünü (tanım, sayı, ad) yazıp cevapta o bilginin olup olmadığına bakıyorum.
- Kanıt: «Gençlere en çok hangi şairi öneriyorsunuz?» sorusuna cevap: Bence en güzel şiir, insanın kendi defterine yazdığı şiirdir. Cevapta bir şair adı yok.Kanıt: soru kökündeki soru kelimesini («hangi şair») cevapta ara; karşılığı yoksa tutarsızlık vardır.
- Kural: soru–cevap tutarlılığı: cevap, sorunun istediği bilgiyi (burada bir şair adı) verir. Güzel bir söz olması tutarlı olduğunu göstermez.
- Şıkları ele: «Sizce şiir nedir?» sorusuna bir tanım verilmiş; tutarlı. «Kaç dile?» sorusuna «Üç dile» denmiş; tutarlı. «Şiire nasıl başladınız?» ve «ne kadar sürüyor?» bu bölümde yok; onlar da mülakatın başka yerinde tutarlı cevaplanmış.Eleme: parçada olmayan bir soru, parçaya göre sorulan soruda cevap olamaz.
Makul mü? Kanıt kontrolü: «hangi şair» sorusu bir ad ister; cevapta ad yok. Tutarsızlık bir eleştiri gerekçesidir, cevabın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara sürünerek yükseliyordu.Ahmet Haşim, «Ay»Bu cümledeki «ağacı» kelimesinde ve «kitap + da» birleşiminden oluşan «kitapta» kelimesinde hangi ses olayları vardır?
A) «ağacı»: ünsüz benzeşmesi; «kitapta»: ünsüz yumuşaması
B) «ağacı»: büyük ünlü uyumuna aykırılık; «kitapta»: ses olayı yok
C) «ağacı»: ünsüz yumuşaması; «kitapta»: ünsüz benzeşmesi
D) İkisinde de ünsüz yumuşaması
E) İkisinde de ses olayı yoktur
- Metin: Haşim'in cümlesi ve ayrıca verilen «kitap + da».
- Ne isteniyor? İki kelimedeki ses olayının adı.
Strateji: Önce ekin ünlüyle mi ünsüzle mi başladığına, sonra kökün son ünsüzünün sert olup olmadığına bakıyorum.
- Kanıt: fıstık ağacı: kök «ağaç», ek «-ı»; kelime «ağacı» yazılmış. «kitap + da» → «kitapta».
buradan sonrasını sen çöz
- Kural: ünlüyle başlayan ek gelince sondaki «p, ç, t, k» yumuşar (ünsüz yumuşaması). Sert ünsüzden sonra ekin «c, d»si «ç, t» olur (ünsüz benzeşmesi).
- Uygula: «ağaç + ı»: ek ünlüyle başlıyor, «ç» → «c»: ağacı. «kitap + da»: «p» sert, ekin «d»si «t» oluyor: kitapta.
- Şıkları ele: A iki olayın adını yer değiştirmiş. B «ağacı» kelimesinde büyük ünlü uyumu bozuk değil (a-a-ı hepsi kalın). D ve E «kitapta»daki değişimi görmüyor.
Makul mü? Kural kontrolü: yumuşama yalnız ünlüyle başlayan ekte olur («-ı» ✓); benzeşme yalnız sert ünsüzden sonra olur («p» ✓). İki olay da kendi şartını sağlıyor.
Kuralı adım adım uygula: ek ünlüyle mi başlıyor? Kökün sonu «p, ç, t, k» mı? Kök tek heceli mi? Sonra ekin ilk ünsüzü «c, d, g» mi, kökün sonu sert mi?
Sert ünsüzleri «Fıstıkçı Şahap» ile hatırla: f, s, t, k, ç, ş, h, p. Kök bunlardan biriyle bitiyorsa «-da» değil «-ta», «-cı» değil «-çı» yazılır.
Hangisi ne zaman? Kısa yol yalnız benzeşmeyi çözer. Yumuşamada tek heceli kelimeler (top → topu) ve bazı alıntı kelimeler istisnadır; orada uzun yola dön.
Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.Orhan Veli Kanık, «Anlatamıyorum»Ece şöyle akıl yürütüyor: «“Yer” sözlükte bir mekân demek. “Yaklaşmışım” yürüyerek yakınlaştım demek. “Duyuyorum” kulakla işitiyorum demek. Öyleyse bu bölük, söyleyicinin bir adrese yürüyüşünü anlatan bir yol tarifidir.» Adımlar doğru görünüyor ama sonuç mantıksız. Hangi varsayım yanlıştır?
A) Kelimelerin sözlük anlamları yanlış yazılmıştır.
B) Edebî dilde kelimelerin yalnız sözlükteki ilk anlamıyla okunacağı varsayımı
C) Şiirde «yer» kelimesi hiç geçmez.
D) Şiir gerçekten bir yol tarifidir; sonuç doğrudur.
E) Her okur farklı anladığı için hiçbir yorum yanlış değildir.
- Metin: şiirin son bölüğü ve Ece'nin akıl yürütmesi.
- Ne isteniyor? Sonucu mantıksız yapan varsayım.
Strateji: Mantıksız yorum: sonucu metnin başlığı ve son dizesiyle karşılaştırıyorum; çelişki varsa yanlış varsayımı arıyorum.
- Kanıt: Her şeyi söylemek mümkün dizesi «yer»in bir adres değil, her şeyin söylenebildiği bir durum olduğunu gösteriyor. Son dize Anlatamıyorum: yürüyüş değil, anlatma derdi.Kanıt: bir kelimenin anlamını, yanındaki dize sınırlar; «Her şeyi söylemek mümkün» dizesi «yer»i bir duruma çevirir.
- Kural: edebî dilde kelimeler çağrışımıyla ve sembol olarak da okunur. Her kelimenin tek tek sözlük anlamı doğru olabilir; bütün yine de başka bir şey söyler.
- Şıkları ele: A: sözlük anlamları doğru; hata onlarda değil. C metinle çelişir: «Bir yer var». D sonucu savunuyor; metindeki anlatma derdiyle çelişir. E «her yorum doğru» yanılgısı; bu yorumu hiçbir dize desteklemiyor.Mantıksız sonuç: adımlar tek tek doğru görünse de sonuç metnin başlığıyla ve son dizesiyle çelişiyorsa bir varsayım yanlıştır.
- Sonuç: yanlış olan, kelimeleri yalnız ilk anlamlarıyla okuma varsayımı.
Makul mü? Başlık kontrolü: şiirin adı «Anlatamıyorum»; «yol tarifi» yorumu başlıkla hiç bağ kurmuyor. Doğru varsayımla okununca bölük başlıkla birleşiyor.
A)
Masada yarım bir mektup var. Pencereden neşeli bir şarkı geliyor ve her şey çok eğlenceli.Kolay Hoca metni · taslak A
B)
Masada yarım bir mektup duruyor. Pencereden hafif bir şarkı geliyor; şarkı her şeyi söylüyor, mektup ise hâlâ ilk cümlede.Kolay Hoca metni · taslak B
C)
Masada yarım bir mektup duruyor. Kelimelerde yetmiyor, şarkılarda.Kolay Hoca metni · taslak C
D)
Sabah kalktı, kahvaltı yaptı, sonra mektup yazmaya oturdu ve akşam bitirdi.Kolay Hoca metni · taslak D
E)
Masada yarım bir mektup duruyor. Sesimi duyarmısınız diye soruyor sanki.Kolay Hoca metni · taslak E
- Metin: beş kısa taslak ve şiirin ana duygusu: anlatamamanın çaresizliği.
- Ne isteniyor? İki şartı birlikte sağlayan taslak: ana duygu + doğru yazım.
Strateji: İki şartı ayrı ayrı sınıyorum: önce ana duyguyu şiirle karşılaştırıyorum, sonra kalan taslaklarda yazım kurallarını tek tek kontrol ediyorum.
- Kanıt: B'de şarkı her şeyi söylüyor, mektup ise hâlâ ilk cümlede: şiirdeki «şarkılar güzel, kelimeler yetersiz» karşıtlığını sahneyle gösteriyor.
buradan sonrasını sen çöz
- Kural: betimleme paragrafı ana duyguyu korur ve bir sahneyi duyularla çizer. Bağlaç «de/da» ile soru eki «mi» ayrı yazılır.
- Şıkları ele: A duyguyu değiştirmiş: neşe. C'de «Kelimelerde» ve «şarkılarda» bağlaç olduğu hâlde bitişik yazılmış. D betimleme değil, olay sıralaması. E'de soru eki bitişik: «duyar mısınız» olmalı.
- Sonuç: B.
Makul mü? Kural kontrolü: B'de bitişik yazılmış bağlaç ya da soru eki yok; «hâlâ» kılavuzdaki gibi şapkalı. Duygu kontrolü: şarkı ile mektup karşıtlığı şiirin ikinci bölüğüyle örtüşüyor.
1Ağlasam sesimi duyar mısınız, 2Mısralarımda; 3Dokunabilir misiniz, 4Göz yaşlarıma, ellerinizle? 5Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 6Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 7Bu derde düşmeden önce. 8Bir yer var, biliyorum; 9Her şeyi söylemek mümkün; 10Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 11Anlatamıyorum.Orhan Veli Kanık, «Anlatamıyorum»Bu şiirle ilgili
I. Söyleyici, duygusunu kelimelerle tam anlatamamaktan yakınır.
II. Şiirde şarkıların güzelliği ile kelimelerin yetersizliği karşılaştırılır.
III. Söyleyici, anlatmak istediği şeye hiç yaklaşamadığını söyler.
yargılarından hangileri doğrudur?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III
- Ne veriliyor? Şiirin tamamı ve üç yargı.
- Ne isteniyor? Metne göre doğru olan yargılar; şıklar öncül kümesi.
- Hangi okuma yolu? Açık ileti ve kanıt: her yargı için tek bir dize bul.
- Okuma tuzağı: III'teki «hiç» kelimesi. Bir dize «yaklaşmışım» diyorsa «hiç yaklaşamadım» yanlıştır.
Strateji: Her yargının yanına kanıt dizesinin numarasını yaz; dize bulamazsan yargı doğru değildir.
- Kanıt I: Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu (6. dize) ve «Anlatamıyorum». Doğru.
- Kanıt II: Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, (5. dize) şarkıları kelimelerle karşılaştırıyor. Doğru.
- Kanıt III: Epeyce yaklaşmışım (10. dize). Yargı dizeyle çelişiyor. Yanlış.
- Kural: açık ileti metinde doğrudan söylenendir; her yargı bir dizeyle kanıtlanır.
Makul mü? Kanıt–iddia: seçilen iki yargının her birinin kendi dizesi var; III'ün dizesi ise tersini söylüyor.
| Bölük | Dize sayısı | Soru işareti | Noktalı virgül | Dikkat çeken |
|---|---|---|---|---|
| 1 | 4 | 1 | 1 | işitme ve dokunma imgesi |
| 2 | 3 | 0 | 0 | şarkı ile kelime karşıtlığı |
| 3 | 4 | 0 | 3 | «-yorum» sesi üç kez |
- Ne veriliyor? Üç bölüğün dize, soru işareti ve noktalı virgül sayısı.
- Ne isteniyor? (a) tablodan okuma; (b) tek adım toplama; (c) yapı ile anlam arasında çıkarım.
- Hangi okuma yolu? Ahenk ve yapı yolu: noktalama durakları, tekrar.
- Okuma tuzağı: (b)'de «soru işareti» sütununu toplamak. Soru dize sayısını istiyor.
Strateji: Önce tablodan oku, sonra topla, en son yapıyı şiirin başlığına bağla.
- (a) Doğrudan okuma: soru işareti sütununda 1 yalnız 1. bölükte. Kanıt: Göz yaşlarıma, ellerinizle?
- (b) Tek adım: 4 + 3 + 4 = 11 dize.
- (c) Çıkarım ve kural: noktalı virgül cümleyi bitirmeden durdurur; söyleyici üç kısa adımla yaklaşır: «biliyorum; … mümkün; … duyuyorum;». Sonra tek kelimeyle durur: Anlatamıyorum. Kural: noktalama da ritim kurar; yapı, anlatamamayı okura yaşatır.
Makul mü? Sayılar tablodaki sütunlarla tutuyor: 4 + 3 + 4. (c)'deki çıkarım başlıkla aynı kelimeye bağlanıyor; kanıtı son dize.